Numune Evler, Park Sk. NO:15 K:1 D:1, 31600 Dörtyol/Hatay

HİZMET TESPİTİ DAVASI

hizmet-tespiti-davasi

Hizmet tespiti davası, sigortalı olarak çalışıldığı halde işveren tarafından Kuruma bildirim yapılmayan veya Kurumca tespit edilemeyen çalışma sürelerinin, mahkeme kararıyla belirlenmesini sağlayan davadır. Doktrinde bu dava, klasik anlamda bir alacak davası değil; sigortalılık statüsünün ve buna bağlı prim gün sayılarının tespiti davası olarak kabul edilir. Bu nedenle hizmet tespiti, sosyal güvenlik hukukunun “bildirime bağlı koruma” mekanizmasının mahkeme eliyle tamamlanması işlevini görür.

Bu davanın kamu düzenine ilişkin kabul edilmesinin temel sebebi, sosyal güvenlik hakkının yalnızca bireysel menfaat değil, aynı zamanda kamusal bir koruma alanı oluşturmasıdır. Sosyal güvenlik sistemi; emeklilik, malullük, ölüm, iş kazası, analık ve hastalık gibi risklere karşı kişiyi güvence altına alır. Çalışmanın Kuruma bildirilmeyişi, yalnızca işçinin bugünkü hakkını değil, ilerideki emeklilik, sağlık ve gelir güvencesi haklarını da doğrudan etkiler. Bu sebeple Yargıtay, hizmet tespiti davalarını kamu düzeniyle bağlantılı görerek özel bir yargılama hassasiyeti öngörmektedir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun ve 10. Hukuk Dairesi’nin yerleşik yaklaşımına göre, hizmet tespiti davalarının amacı “hizmetlerin karşılığı olan sosyal güvenlik haklarının korunmasıdır.” Bu amaç nedeniyle mahkeme, salt tarafların ileri sürdüğü anlatımlarla yetinemez; çalışma olgusunun zaman, mekân ve içerik bakımından somut biçimde ortaya konulmasını sağlamalıdır.

Hizmet Tespiti Davasının Amacı

Hizmet tespiti davası, geçmişte fiilen gerçekleşmiş ancak Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarına geçirilmemiş bir hizmet süresinin tespit edilmesini amaçlayan önemli bir dava türüdür. Hizmet tespiti davası ile, mahkeme tarafından yapılan yargılama sonucunda çalışanın işverene bağlı olarak bir hizmet akdi kapsamında çalıştığının tespiti sağlanır. Bu davada verilen karar, yeni bir hukuki durum yaratmaz; yalnızca geçmişte var olan ancak resmi kayıtlara geçmemiş hizmet tespiti yapılmış olur.

Hizmet tespiti davasının arka planında, sosyal güvenlik hakkının anayasal niteliği vardır. Sosyal güvenlik hakkı, sosyal devlet ilkesinin somutlaşmış görünümüdür. Bu hak, yalnızca çalışma yaşamına ilişkin bir teknik kayıt meselesi değil; insan onuruna yaraşır bir yaşam düzeyinin korunması meselesidir. Bu nedenle hizmet tespiti, öğretide sıklıkla işçinin korunması ilkesi ile birlikte anılır. İşverenin bildirim yükümlülüğünü yerine getirmemesi, işçiyi idari düzeyde görünmez hale getiremez; mahkeme kararı bu görünmezliği gideren kurucu araçtır.

Hizmet Tespiti Davasının tarafları

Davacı: İşçi veya Hak Sahipleri

Hizmet tespiti davasını, öncelikle çalıştığını iddia eden sigortalı açar. Sigortalının ölümü halinde, bazı durumlarda hak sahipleri de davayı açabilir veya açılmış davaya devam edebilir. Burada davacı sıfatı, fiili çalışma olgusuna dayanır; önemli olan, sadece iş ilişkisinin varlığı değil, o iş ilişkisinin sigortalılık doğuran nitelikte olmasıdır.

Uygulamada davacının en büyük sorunu, işverenin kayıt tutmaması veya kayıtların eksik tutulmasıdır. Bu nedenle davacı, iddiasını mümkün olduğunca somutlaştırmak zorundadır: hangi işyerinde, hangi tarihler arasında, hangi işi yaptığı, çalışma düzeni, ücret biçimi, vardiya sistemi, işyeri büyüklüğü, birlikte çalışılan kişiler gibi hususlar açıklığa kavuşturulmalıdır. Yargıtay 2025/4909 sayılı kararında, soyut veya genel hatlarıyla ileri sürülen iddiaların yeterli olmadığı; somut bilgi ve açıklamaların sunulması gerektiğini özellikle vurgulamıştır.

Davalı: İşveren

Hizmet tespiti davasında asli davalı işverendir. Çünkü bildirim yükümlülüğü öncelikle işverene aittir. İşverenin savunması çoğunlukla “çalışma hiç yoktu”, “çalışma kısa süreliydi”, “çalışan başka işteydi”, “ücret bordroları gerçeği yansıtıyor” veya “işçi part-time değil bağımsız çalışıyordu” ekseninde şekillenir. Mahkeme, işveren savunmasını işyeri kayıtları, bordrolar, banka ödemeleri, giriş çıkış kayıtları, tanık anlatımları ve SGK kayıtları ile birlikte değerlendirmek zorundadır.

SGK’nın Hukuki Konumu: Fer’î Müdahil ve İhbar Edilen Kurum

7036 sayılı Kanun m. 4/2 gereği, hizmet akdine tabi çalışmaları nedeniyle zorunlu sigortalılık sürelerinin tespiti talepleriyle işveren aleyhine dava açıldığında, dava SGK’ya resen ihbar edilir. Kurum, davaya davalı yanında fer’î müdahil olarak katılır. Bu hukuki konum, SGK’nın pasif bir izleyici değil; kararın uygulanma aşamasında doğrudan etkilenmiş bir kamu kurumu olduğunu gösterir.

SGK’nın fer’î müdahil olması önemlidir; çünkü:

  • Kurum, kayıtların doğruluğuna ilişkin görüş sunabilir.

  • İstinaf ve temyiz yoluna başvurabilir.

  • Karar kesinleştiğinde, hükmü kendi kayıt sistemine işler.

  • Bu yapı, hizmet tespiti davasının yalnızca işçi-işveren ihtilafı olmadığını, aynı zamanda kamu sicilini etkileyen bir yargılama olduğunu gösterir.

Dava Açma Şartları ve Hak Düşürücü Süre

5510 sayılı Kanun m. 86, hizmet tespiti için beş yıllık hak düşürücü süre öngörmektedir. Süre, “hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak” işlemeye başlar. Bu ifade, teknik olarak önemlidir: süre, çalışmanın yapıldığı tarihten değil, çalışmanın bulunduğu yılın bitiminden itibaren işler. Örneğin 2020 yılında çalışılmış ise, süre 31.12.2020’den itibaren başlar.

Hak düşürücü süre niteliği nedeniyle bu süre:

  • Mahkemece re’sen dikkate alınır.

  • Taraflar ileri sürmese bile uygulanır.

  • Kural olarak durmaz ve kesilmez.

  • Usulî bir def’i değil, doğrudan dava hakkını sınırlayan maddi nitelikte bir süredir.

 

Yargıtay’ın yerleşik yaklaşımı, bu sürenin kamu düzeniyle bağlantılı olduğunu kabul ettiği için, mahkemece öncelikle süre denetiminin yapılmasını gerektirir.

DAVA AÇMA SüreSİNİN Başlangıcı

Hizmet tespiti tek bir zaman dilimine ilişkin olabilir veya birden fazla yıla yayılabilir. Bu durumda her yıl bakımından sürenin başlangıcı ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Özellikle kesintili çalışma iddiasında, her bir çalışma döneminin yılı ve yıl sonu ayrı önem taşır. Bu nedenle dava dilekçesinde tarihlerin mümkün olan en yüksek somutlukla verilmesi, hak düşürücü süre incelemesini kolaylaştırır.

Dava Öncesi SGK Başvurusu şART DEĞİLDİR

Hizmet tespiti davasında çok sık karıştırılan noktalardan biri şudur: Her sosyal güvenlik uyuşmazlığında SGK’ya ön başvuru zorunlu değildir. 7036 sayılı Kanun m. 4/1 açık biçimde, hizmet akdine tabi çalışmaları nedeniyle zorunlu sigortalılık sürelerinin tespiti taleplerini bu zorunluluktan istisna tutmuştur.

Bu nedenle:

  • Hizmet tespiti davası açmadan önce SGK’ya başvuru şartı aranmaz.

  • Dava doğrudan işverene karşı açılabilir.

  • SGK, davaya sonradan resen ihbar edilir.

  • Bu düzenleme, hizmet tespiti davalarının “işçi lehine erişilebilirlik” mantığına uygun olarak tasarlandığını gösterir.

Hizmet Tespiti Davası Açma Şartları

Fiili ve gerçek bir çalışma olmalıdır

  • Hizmet tespiti davasının ilk ve en temel şartı, davacının gerçekten çalışmış olmasıdır. Yani ortada yalnızca kağıt üzerinde bir iş ilişkisi değil, fiilen yürütülen bir çalışma bulunmalıdır.

    Bu noktada önemli olan, çalışmanın işverenin yönetimi ve denetimi altında gerçekleşmesidir. İşçi, işyerinde belirli bir düzen içinde, belirli bir iş karşılığında ve çoğu zaman ücret karşılığı çalışmış olmalıdır. Mahkeme, bu fiili çalışma olgusunu araştırırken yalnızca tarafların beyanlarıyla yetinemez; çalışma düzeni, işyerinin niteliği ve dönemin özellikleri birlikte değerlendirilir.

Çalışma hizmet akdine tabi olmalıdır

  • Hizmet tespiti, her türlü çalışma için değil, hizmet akdine tabi sigortalılık doğuran çalışmalar için söz konusu olur. Başka bir ifadeyle, 4/1-a kapsamında sigortalılık doğuran bir iş ilişkisi bulunmalıdır.

    Bu nedenle bağımsız çalışanlarla, kendi adına ve hesabına çalışanlarla veya tamamen farklı hukuki ilişkilerle yürütülen işler bakımından aynı dava mantığı uygulanmaz. Davacının, işverene bağlılık unsurunu ve ücret karşılığında çalışma olgusunu ortaya koyması gerekir.

Çalışma SGK’ya bildirilmemiş veya eksik bildirilmiş olmalıdır

  • Hizmet tespiti davasının özü, SGK kayıtlarında yer almayan bir fiili çalışmanın sonradan yargı yoluyla sicile işlenmesidir. Bu yüzden şu ihtimallerden biri bulunmalıdır:

    • işe giriş bildirgesi verilmemiş olabilir,
    • aylık prim ve hizmet belgesi hiç verilmemiş olabilir,
    • muhtasar ve prim hizmet beyannamesi eksik verilmiş olabilir,
    • çalışma süresi kısmi bildirilmiş olabilir,
    • prime esas kazanç düşük gösterilmiş olabilir.

    Burada amaç, işçinin gerçek çalışma süresinin ve gerçek prime esas kazancının tespit edilmesidir.

5 yıllık hak düşürücü süre içinde dava açılmalıdır

  • Hizmet tespiti davasının en kritik şartlarından biri, 5510 sayılı Kanun m. 86/9’daki 5 yıllık hak düşürücü süredir. Bu süre, çalışmanın yapıldığı tarihten değil, çalışmanın geçtiği yılın sonundan itibaren işlemeye başlar.

    Örneğin:

    • çalışma 2021 yılında yapılmışsa,
    • süre 31.12.2021’de başlar,
    • dava kural olarak 31.12.2026’ya kadar açılmalıdır.

    Bu sürenin niteliği çok önemlidir. Hak düşürücü süre olduğu için:

    • mahkeme tarafından resen dikkate alınır,
    • taraflar ileri sürmese de uygulanabilir,
    • dava hakkını doğrudan etkiler.

Görevli ve yetkili mahkeme iş mahkemesi olmalıdır

  • Hizmet tespiti davalarında görevli mahkeme iş mahkemesidir. Yetki bakımından ise 7036 sayılı Kanun m. 6 uygulanır. Buna göre yetkili mahkeme:

    • davalı işverenin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesi,
    • veya işin ya da işlemin yapıldığı yer mahkemesidir.

    Bu düzenleme, davacıya önemli bir seçim imkânı sağlar. Özellikle işyeri ile işveren merkezinin farklı şehirlerde olduğu dosyalarda yetki stratejisi önem kazanır.

İspat mümkün olmalıdır

Her ne kadar hizmet tespiti davalarında delil değerlendirmesi geniş bir çerçevede yapılsa da, davacının çalışma olgusunu destekleyebilecek veriler sunması gerekir. Çünkü bu davalarda amaç, soyut bir iddiayı değil, gerçek bir çalışma ilişkisini ortaya koymaktır.

Hizmet Tespiti Davasında Deliller Nelerdir

Hizmet tespiti davaları bakımından ispat, klasik dava türlerine göre daha esnek bir yapıya sahiptir. Bunun nedeni, çoğu zaman kayıt dışı çalışmanın söz konusu olmasıdır. Bu nedenle mahkeme, tek bir delile bağlı kalmaksızın tüm dosyayı birlikte değerlendirmelidir.

En önemli deliller şunlardır:

  • işyeri kayıtları,
  • SGK sicil ve hizmet dökümleri,
  • aylık prim ve hizmet belgeleri,
  • muhtasar ve prim hizmet beyannameleri,
  • ücret bordroları,
  • banka ödeme kayıtları,
  • giriş-çıkış çizelgeleri,
  • vardiya listeleri,
  • sevk irsaliyeleri,
  • yazışmalar,
  • tanık beyanları.

Tanıklar bakımından özellikle bordro tanıkları ve iş ilişkisini bilen komşu işyeri çalışanları önem taşır. Bu kişiler, çalışma düzenini doğrudan bildikleri için beyanları daha güçlü kabul edilir. Ancak tanık anlatımının tek başına yeterli olup olmadığı, somut olayın özelliklerine göre değişir.

Hizmet Tespiti DavasINA YARGITAYIN BAKIŞ AÇISI

Yargıtay’ın hizmet tespiti davalarına bakışı, bu davaların kamu düzenine ilişkin olduğu yönündedir. Bu nedenle mahkeme, tarafların sunduğu delillerle yetinmemeli; gerekli araştırmayı kendiliğinden yapmalıdır.

2.5510 sayılı Kanun’un 86 ncı maddesinin 9 uncu fıkrası uyarınca açılmış hizmet tespiti davasıdır Maddeye göre, “Yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları nazara alınır.” Hizmet akdi ile bir veya birden fazla işveren tarafından çalıştırılanların hizmetlerin tespitine ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkindir. Bu nedenle özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmesi zorunludur Bu çerçevede hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyerek, gerekli araştırmaların re’sen yapılması ve kanıtların toplanması gerektiği göz önünde bulundurulmalıdır 3. Hizmet tespiti davalarının amacı hizmetlerin karşılığı olan sosyal güvenlik haklarının korunmasıdır Hizmet akdine dayalı çalışma olgusunun ispatında delil sınırlandırması yoksa da davacının Kurum sicil dosyası, işyeri özlük dosyası temin edilip işyerinin Kanun’un kapsamında veya kapsama alınacak nitelikte bulunup bulunmadığı eksiksiz bir şekilde belirlendikten sonra iddia edilen çalışmanın başlangıç ve bitiş tarihleri, hangi işyerinde ne iş yapıldığı, işyerinin kapsam, kapasite ve niteliği, prime esas kazanca tabi ücretin ne olduğu, çalışmanın sürekli, kesintili, mevsimlik olup olmadığı eksiksiz bir şekilde açıklığa kavuşturulmalıdır.(10. Hukuk Dairesi 2024/10375 E. , 2024/10192 K.)

Hizmet Tespiti Davasında Nelere Dikkat Edilir?

Bir hizmet tespiti davasında sadece “çalıştım” demek çoğu zaman yeterli olmaz. Dava dilekçesinde ve delil listesinden itibaren şu unsurların somutlaştırılması gerekir:

  • hangi işyerinde çalışıldığı,
  • ne iş yapıldığı,
  • çalışma başlangıç ve bitiş tarihleri,
  • çalışma süresinin sürekli mi kesintili mi olduğu,
  • ücretin nasıl ödendiği,
  • hangi kişilerle birlikte çalışıldığı,
  • işyerinin büyüklüğü ve faaliyet alanı,
  • bordro veya komşu işyeri tanıklarının kim olduğu,
  • SGK kayıtlarında ne tür eksiklik bulunduğu.

Bu noktada hizmet tespiti davaları, teknik bir süre hesabı ile delil stratejisinin birleştiği davalardır. Dolayısıyla dava açmadan önce dosyanın iyi hazırlanması gerekir.

Hizmet Tespiti Davasının Sonuçları Nedir?

Hizmet tespiti davası kabul edilirse, mahkeme kararı SGK kayıtlarının düzeltilmesi için esas alınır. Bu durumda:

  • sigortalının prim gün sayısı artar,
  • prime esas kazançlar dikkate alınabilir,
  • emeklilik hesabı olumlu etkilenir,
  • ölüm ve malullük aylığı gibi haklar bakımından sonuç doğabilir,
  • işveren yönünden prim ve idari yükümlülükler gündeme gelebilir.

5510 sayılı Kanun m. 86/9’un mantığı burada çok açıktır: Mahkeme kararı, bildirilmeyen hizmeti sicile taşıyan kurucu bir işlev görür.

SSS: Hizmet Tespiti Davası Hakkında Sık Sorulan Sorular

Hizmet tespiti davası nedir?

Hizmet tespiti davası, fiilen çalıştığı halde SGK’ya bildirilmeyen veya eksik bildirilen çalışmanın mahkeme kararıyla tespit edilmesini sağlayan davadır.

Hizmet tespiti davası açmak için SGK’ya başvuru zorunlu mu?

Hayır. 7036 sayılı Kanun m. 4’e göre hizmet akdine tabi çalışmalara dayalı zorunlu sigortalılık süresi tespiti davalarında dava öncesi SGK başvurusu zorunlu değildir.

Hizmet tespiti davası kaç yıl içinde açılmalıdır?

Kural olarak, çalışmanın geçtiği yılın sonundan itibaren 5 yıl içinde açılmalıdır. Bu süre hak düşürücüdür.

Hizmet tespiti davasında hangi mahkeme görevlidir?

Görevli mahkeme iş mahkemesidir. İş mahkemesi yoksa asliye hukuk mahkemesi iş mahkemesi sıfatıyla bakabilir.

SGK davada taraf olur mu?

SGK doğrudan davalı olmaz; ancak dava kendisine resen ihbar edilir ve Kurum fer’î müdahil olarak katılır.

Hizmet tespiti davasında hangi deliller önemlidir?

İşyeri kayıtları, SGK dökümleri, bordrolar, banka kayıtları, vardiya çizelgeleri, yazışmalar, bordro tanıkları ve komşu işyeri çalışanlarının beyanları önemlidir.

Tanıkla hizmet tespiti yapılabilir mi?

Evet, yapılabilir. Ancak tanık beyanlarının somut, inandırıcı ve diğer delillerle desteklenmesi gerekir. Yargıtay özellikle bordro tanıkları ve iş ilişkisini bilen komşu işyeri çalışanlarının beyanlarına önem vermektedir.

Hizmet tespiti davası kabul edilirse ne olur?

Mahkeme kararı SGK kayıtlarına işlenir, prim gün sayısı ve prime esas kazançlar dikkate alınır, emeklilik ve diğer sosyal güvenlik hakları etkilenir.

Hizmet tespiti davası kamu düzenine ilişkin midir?

Evet. Yargıtay’a göre hizmet tespiti davaları kamu düzenine ilişkindir ve bu nedenle mahkeme re’sen araştırma yapmak zorundadır.

Hak düşürücü süre geçerse ne olur?

Süre geçerse dava hakkı ortadan kalkabilir. Bu nedenle süre hesabı hizmet tespiti davalarında ilk kontrol edilmesi gereken unsurdur.

Hizmet tespiti davası benim EYT (Emeklilikte Yaşa Takılanlar) kapsamına girmemi sağlar mı?
  • İlk sigortalılık girişin 8.9.1999 öncesi ise,
  • Eksik görünen günlerin hizmet tespitiyle tamamlanması halinde gerekli prim gün sayısına ulaşıyorsan,
  • Kullandığın emeklilik statüsüne göre aranan diğer şartlar da tamamsa,
  • Kurum kayıtlarında görünmeyen ama gerçekte yapılan çalışma ispatlanabiliyorsa bu durumda hizmet tespitidavasında EYT’de belirleyici olabilir.

hİZMET TESPİTİ DAVASI DAVA DİLEKÇESİ

                                                                                    (İŞ MAHKEMESİ SAYIN HÂKİMLİĞİ’NE)

DAVACI : (DAVACI ADI SOYADI / T.C. KİMLİK NO / ADRES)
VEKİLİ : (VARSA AVUKAT ADI SOYADI / BARO SİCİL NO / ADRES)
DAVALI : (DAVALI ŞİRKET UNVANI / ADRES)
İHBAR EDİLECEK KURUM : Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı (İLGİLİ İL / İLÇE MÜDÜRLÜĞÜ)
DAVA KONUSU : Davalı işveren nezdinde (BAŞLANGIÇ TARİHİ) ile (BİTİŞ TARİHİ) tarihleri arasında geçen, ancak Sosyal Güvenlik Kurumu’na bildirilmeyen veya eksik bildirilen çalışmaların hizmet süresi, prim ödeme gün sayısı ve prime esas kazanç yönünden tespiti istemidir.
DAVA DEĞERİ : Şimdilik belirsizdir.

AÇIKLAMALAR

Davacı, davalı şirkete ait (İŞYERİ ADI / UNVANI) unvanlı işyerinde (BAŞLANGIÇ TARİHİ) tarihinde çalışmaya başlamış, (BİTİŞ TARİHİ) tarihine kadar aralıksız biçimde fiilen çalışmıştır. Davacı, bu süreçte işyerinde ağırlıklı olarak (YAPILAN İŞİN NİTELİĞİ: örn. paketleme, kolileme, sevkiyata hazırlık, yükleme-boşaltma, depo düzeni vb.) işlerini yerine getirmiş; vardiya düzenine tabi olarak, işverenin emir ve talimatları altında, belirli çalışma saatleri içerisinde ve ücret karşılığı çalışmıştır.

Davacının çalışma ilişkisi görünüm itibarıyla klasik bir hizmet akdi ilişkisidir. Davacı, işyerinde haftanın (ÇALIŞMA GÜNLERİ) günleri (ÇALIŞMA SAATLERİ) saatleri arasında çalışmış; yoğun dönemlerde fazla mesaiye kalmış, ancak fazla mesai ücretleri ve sosyal güvenlik bildirimi gerçek çalışma düzenini yansıtmamıştır. Davalı işveren, davacının bu çalışmalarını Sosyal Güvenlik Kurumu’na ya hiç bildirmemiş ya da eksik gün ve eksik kazanç üzerinden bildirmiştir. Kurum kayıtlarında davacının çalışma süresine ilişkin gerçek ve tam bir bildirim bulunmamaktadır.

Davacı, bu dava ile yalnızca geçmişteki çalışmasını ispat etmeyi değil; aynı zamanda sosyal güvenlik hakkının bir parçası olan sigortalılık süresinin ve prime esas kazancın doğru biçimde tespit edilmesini amaçlamaktadır. Zira hizmet tespiti davası, kayıt dışı kalan çalışma sürelerinin yargı kararıyla sicile işlenmesini sağlayan, kamu düzenine ilişkin bir tespit davasıdır. Bu nedenle, davacının hakkının korunması kadar sosyal güvenlik sicilinin doğruluğunun sağlanması da bu davanın sonucuna bağlıdır.

Davacı adına yapılan SGK hizmet dökümü incelemesinde, davalı işyerine ilişkin (İLGİLİ DÖNEM) döneminde davacının çalışmalarının tam olarak görünmediği, bazı dönemlerin hiç bildirilmediği, bildirilen dönemlerde ise prime esas kazancın fiili ücrete göre düşük gösterildiği anlaşılmaktadır. İşveren, mevzuat gereği davacıya ilişkin aylık prim ve hizmet belgesi ile muhtasar ve prim hizmet beyannamesini Kurum’a bildirmek zorunda olmasına rağmen bu yükümlülüğünü gereği gibi yerine getirmemiştir.

Davacının işyerindeki fiili çalışması; aynı dönemde çalışan iş arkadaşları, komşu işyeri çalışanları, vardiya kayıtları, işe giriş-çıkış bilgileri, banka üzerinden yapılan ücret ödemeleri, yazışmalar, işyeri servis kayıtları ve gerekirse keşif ile ortaya konulacaktır. Davalı işverenin işyeri kayıtları ve Kurum kayıtları celp edildiğinde, davacının iddiasının soyut olmadığı; aksine gerçek çalışma olgusuna dayandığı görülecektir.

Dava konusu dönem bakımından özellikle şu hususlar önemlidir:
Davacı, işyerinde (İŞ GÖREVİ / POZİSYONU) olarak çalışmış, ürünlerin (İŞİN AYRINTISI) görevlerini yapmıştır. Davacının ücreti başlangıçta elden, sonrasında ise kısmen banka aracılığıyla ödenmiş; buna rağmen ücretin tamamı SGK prime esas kazançlarına yansıtılmamıştır. Davacı, işyerinde çalıştığı dönemde işe giriş bildirgesinin geç verildiğini veya bazı ayların hiç bildirilmediğini sonradan öğrenmiştir.

Bu dava ile, davacının (BAŞLANGIÇ TARİHİ) – (BİTİŞ TARİHİ) dönemindeki çalışmalarının hizmet olarak tespiti, bu sürelerin Kurum kayıtlarına işlenmesi ve prime esas kazancın gerçeğe uygun şekilde belirlenmesi talep edilmektedir.

HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME

5510 sayılı Kanun’un 86/9. maddesi uyarınca, hizmet tespiti davası hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içinde açılmalıdır. Somut olayda dava konusu çalışmalar (YIL / YILLAR) yıllarına ilişkindir. Bu dönemlerin son yıl sonu (31.12.(YIL)) olup, beş yıllık hak düşürücü süre (31.12.(SON TARİH)) tarihinde dolacaktır. İşbu dava bu süre dolmadan açılmaktadır / açılmıştır. Bu nedenle hak düşürücü süre yönünden davanın reddini gerektirir bir durum bulunmamaktadır.

HUKUKİ NEDENLER

Hizmet tespiti davalarının hukuki dayanağı başta 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 86/9. maddesi, 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 4. ve 6. maddeleri, ayrıca 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 25. ve 119. maddeleridir.

5510 sayılı Kanun’un 86/9. maddesi uyarınca, işveren tarafından Kurum’a verilmeyen veya Kurumca tespit edilemeyen hizmetlerin mahkeme kararıyla ispatlanması mümkündür. 7036 sayılı Kanun’un 4. maddesi gereğince, hizmet akdine tabi çalışmalardan doğan zorunlu sigortalılık sürelerinin tespiti davalarında dava öncesi Kurum’a başvuru zorunlu değildir; dava açıldığında Kurum’a resen ihbar yapılır ve Kurum fer’î müdahil olarak davaya katılır. 7036 sayılı Kanun’un 6. maddesi ise yetkiyi düzenlemekte olup, işin yapıldığı yer mahkemesi ile davalı işverenin yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir.

HMK m. 119 uyarınca dava dilekçesinde vakıaların ve delillerin açıkça gösterilmesi gerekir. HMK m. 25 ise taraflarca getirilme ilkesini düzenlemekle birlikte, hizmet tespiti davalarının kamu düzenine ilişkin niteliği nedeniyle mahkemenin re’sen araştırma yetkisi ve yükümlülüğünün özel kanun hükümleri çerçevesinde değerlendirilmesini engellemez.

DELİLLER

Davacı, iddiasını aşağıdaki delillerle ispat edecektir:

  1. SGK hizmet dökümü ve tüm sicil kayıtları,

  2. Davalı işyerine ait işyeri sicil dosyası, tescil kayıtları, işe giriş ve işten ayrılış bildirgeleri,

  3. Aylık prim ve hizmet belgeleri ile muhtasar ve prim hizmet beyannameleri,

  4. Davalı işyerinin personel özlük dosyası, puantaj kayıtları, vardiya listeleri ve servis kayıtları,

  5. Ücret bordroları ve banka hesap hareketleri,

  6. Davacının davalı işyerinde birlikte çalıştığı iş arkadaşları,

  7. Komşu işyeri çalışanları ve bordro tanıkları,

  8. İşyerindeki amir, ustabaşı ve sevkiyat sorumluları,

  9. Yazışmalar, görev talimatları ve varsa e-posta kayıtları,

  10. Gerekirse keşif ve bilirkişi incelemesi,

  11. Her türlü yasal delil.

Davacı, delillerini sonradan sunma hakkını saklı tutmak kaydıyla şimdilik yukarıda sayılan delillerle ispat talebinde bulunmaktadır. Mahkemenizce işyerinin kapasitesi, faaliyet alanı, çalışan sayısı, çalışma düzeni, vardiya sistemi ve tescil durumu da ayrıca araştırılmalıdır.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME

Hizmet tespiti davaları kamu düzenine ilişkindir. Bu nedenle mahkeme, yalnızca tarafların sunduğu belgelerle yetinmeyip, fiili çalışmayı ortaya koyacak tüm kayıt ve tanıkları toplamaya yönelik aktif bir yargılama yürütmelidir. Davacının hangi tarihler arasında çalıştığı, hangi işi yaptığı, çalışma düzeninin nasıl olduğu, ücretinin ne şekilde ödendiği, işyerinde fiilen ne iş yaptığı ve bildirilmeyen sürelerin tam olarak ne olduğu kuşkuya yer bırakmayacak biçimde ortaya konulmalıdır.

Somut olayda davacının çalışması, davalı işverenin talimat ve denetimi altında gerçekleşmiş, işyerinin üretim ve sevkiyat organizasyonunun bir parçası olarak yürütülmüştür. Davalı işverenin Kurum’a bildirim yükümlülüğünü yerine getirmemesi, davacının sigortalılık hakkını ortadan kaldırmaz. Aksine mahkeme kararıyla bildirilmeyen hizmetlerin Kurum kayıtlarına işlenmesi gerekir.

Davacı yönünden hak düşürücü sürenin geçtiği de söylenemez. Zira dava konusu hizmetlerin son yılı (YIL) olup, bu yılın sonundan itibaren başlayan beş yıllık süre içerisinde işbu dava açılmıştır / açılmaktadır. Bu nedenle davanın süre yönünden reddi mümkün değildir.

Nitekim hizmet tespiti davalarında resmi belge ve yazılı delillerin varlığı sonuca doğrudan etki eder; bu belgeler bulunmadığında ise bordro tanıkları, komşu işyeri çalışanları ve iş ilişkisini bilen diğer tanık anlatımlarıyla sonuca gidilebileceği yerleşik uygulamada kabul edilmektedir. Bu itibarla davacının fiili çalışmasının tespiti için gerekli tüm araştırmanın yapılması ve sonucuna göre karar verilmesi gerekmektedir.

SONUÇ VE İSTEM

Yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle;

  1. Davacının davalıya ait (DAVALI ŞİRKET UNVANI) unvanlı işyerinde (BAŞLANGIÇ TARİHİ) ile (BİTİŞ TARİHİ) tarihleri arasında geçen çalışmalarının hizmet tespiti yönünden kabulüne,

  2. Söz konusu dönem bakımından davacının sigortalı hizmet süresinin, prim ödeme gün sayısının ve prime esas kazancının tespitine,

  3. Tespit edilen hizmetlerin Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarına işlenmesine,

  4. Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı’nın davaya resen ihbar edilmesine ve fer’î müdahil sıfatıyla yargılamaya katılmasına,

  5. Yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine,

  6. Delil toplama aşamasında gerekli görülecek tüm kurum ve kuruluşlardan bilgi ve belge celbine,

  7. Gerekirse keşif yapılmasına ve tanıkların dinlenmesine,

karar verilmesini vekâleten / asaleten saygıyla talep ederiz.

Davacı Vekili
(AVUKAT ADI SOYADI)
(İMZA)

EKLER

  1. SGK hizmet dökümü

  2. Banka hesap hareketleri

  3. Tanık listesi

  4. Yazışma çıktıları

  5. Servis ve vardiya kayıtları

  6. Diğer deliller

Call Now Button