Bu yazımızda hizmet tespiti davasının ne olduğunu, amacını ve işçiler açısından önemini ele alacağız. Hizmet tespiti, sigortalı olarak çalışması gerekirken çalıştığı süre Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) bildirilmemiş işçinin, geriye dönük çalışma sürelerinin belirlenmesi ve bu süreye ait primlerin yatırılmasını sağlamak amacıyla açılan bir dava türüdür. Hizmet tespiti davası, işçinin sosyal güvenlik haklarını korumak ve ileride emeklilik gibi haklardan tam olarak yararlanabilmesini temin etmek açısından büyük önem taşır.
Uygulamada, özellikle kayıt dışı veya sigortasız çalıştırılma durumlarında hizmet tespiti davası açılarak işçinin hak kaybı yaşamasının önüne geçilmektedir. Bu dava ile işçi, çalıştığı sürelerin SGK kayıtlarına eklenmesini ve eksik primlerin tamamlanmasını talep edebilir. Hizmet tespiti, hem işçinin gelecekteki sosyal güvenlik haklarını güvence altına almak hem de işverenin yasal yükümlülüklerini yerine getirmesini sağlamak amacıyla başvurulan en önemli hukuki yollardan biridir.
Hizmet Tespiti Davasının Amacı
Hizmet tespiti davası, geçmişte fiilen gerçekleşmiş ancak Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarına geçirilmemiş bir hizmet süresinin tespit edilmesini amaçlayan önemli bir dava türüdür. Hizmet tespiti davası ile, mahkeme tarafından yapılan yargılama sonucunda çalışanın işverene bağlı olarak bir hizmet akdi kapsamında çalıştığının tespiti sağlanır. Bu davada verilen karar, yeni bir hukuki durum yaratmaz; yalnızca geçmişte var olan ancak resmi kayıtlara geçmemiş hizmet tespiti yapılmış olur.
Anayasal güvence altındaki sosyal güvenlik hakkı ile doğrudan bağlantılı olması nedeniyle, hizmet tespiti davası kamu düzenini ilgilendiren davalar arasında yer alır. Bu nedenle hâkim, hizmet tespiti yargılamalarında kendiliğinden araştırma ilkesi doğrultusunda hareket eder ve olayı tüm yönleriyle aydınlatmaya çalışır.
Önemli bir diğer husus ise, hizmet tespiti davası açmadan önce zorunlu arabuluculuk şartının bulunmamasıdır. Yani, sigortasız veya eksik bildirimle çalıştırıldığını iddia eden işçi, doğrudan hizmet tespiti talebiyle mahkemeye başvurabilir.
Hizmet Tespiti Davasının Şartları
Sigortalı Sayılma Şartı
Hizmet tespiti davası açılabilmesi için, davacı kişinin sigortalı sayılamayacak kişiler arasında yer almaması gerekir. Bu nedenle, hizmet tespiti davası açacak kişinin çalışma ilişkisinin mutlaka bir hizmet akdine dayanması ve işin işverene ait bir işyerinde yapılması şarttır. Sigortalı sayılmayan kişiler için hizmet tespiti davası açma hakkı bulunmamaktadır.
Özellikle kendi adına ve hesabına bağımsız olarak çalışan kişiler, yani bağımsız esnaf ya da serbest meslek erbabı olanlar, hizmet tespiti davası açamazlar. Çünkü hizmet tespiti, yalnızca hizmet akdi ile çalışan işçiler için mümkündür.
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 4/1-(a) bendi uyarınca, “hizmet akdi ile bir veya birden fazla işveren tarafından çalıştırılanlar” sigortalı kabul edilir. Dolayısıyla, bu kapsama giren işçiler, çalıştıkları dönemin SGK’ya bildirilmemesi halinde doğrudan hizmet tespiti davası açarak sigortalılık sürelerini kayıt altına aldırabilirler.
İşverence Kuruma Bildirilmemiş olma
Hizmet tespiti davası açılabilmesi için, sigortalı işçinin işe girişinin Sosyal Güvenlik Kurumu’na bildirilmemiş olması veya kurum tarafından bu hizmet süresine ilişkin bir tespitin yapılamamış olması gerekir. Uygulamada bazı işverenler, işçiye sigorta girişi yapmayarak kayıt dışı istihdam yaratmakta, bu da işçinin hizmet tespiti davası açma gerekliliğini doğurmaktadır.
Bu durumda işçi, geçmişte çalıştığı dönemin resmi kayıtlara geçirilmesi için hizmet tespiti davası açarak sosyal güvenlik haklarını koruyabilir. Ayrıca, sigorta girişinin yapılmadığı durumlarda işçi, hizmet tespiti talebine ek olarak SGK’ya ihbarda bulunarak işverenin yasal yaptırımla karşılaşmasını sağlayabilir.
Hizmet tespiti davası, yalnızca çalışılan sürelerin kayıt altına alınmasını değil, aynı zamanda işverenin yasal yükümlülüklerini yerine getirmesini de sağlamaya yönelik etkili bir hukuki yoldur.
Davanın Hak Düşürücü Sürede Açılması
Hizmet tespiti davası açabilmek için en önemli şartlardan biri, kanunda öngörülen beş yıllık hak düşürücü süreyi kaçırmamaktır. 5520 sayılı Kanun’un 86/9. maddesinde, “Sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içerisinde iş mahkemesine başvurarak, alacaklarını ilam ile ispatlayabilirler” hükmü yer almaktadır. Bu düzenleme, hizmet tespiti davası açarken hak düşürücü sürenin önemini açıkça ortaya koymaktadır.
Buna göre, normal şartlarda hizmet tespiti davası için beş yıllık hak düşürücü süre geçerli olsa da bazı durumlarda bu süre aranmaz. Eğer işe giriş bildirgesi kuruma verilmişse, hizmet tespiti için beş yıllık süre şartı uygulanmaz. Benzer şekilde, işverenin SGK’ya sunması gereken belgelerden herhangi biri kuruma ibraz edilmişse, hizmet tespiti davası hak düşürücü süreden etkilenmez.
Ayrıca, hizmet olgusunun SGK tarafından doğrudan tespit edilmesi veya işverenin bir kamu kuruluşu olması halinde de hizmet tespiti davası için beş yıllık hak düşürücü süre uygulanmaz. Bu istisnalar, işçinin geçmişteki çalışma süresini kayıt altına alabilmesi açısından önemli hukuki avantajlar sağlar.
Hizmet Tespiti Davasında Taraflar
Hizmet tespiti davasında davacı, işveren ile arasında hizmet akdi bulunan sigortalı kişidir. Ancak sigortalının vefatı durumunda, hak sahipleri veya işçi sendikası da işçi adına hizmet tespiti davası açabilir. Hizmet tespiti talebinde bulunmak isteyen davacının, mutlaka eylemli çalışma olgusunun mevcut olması gerekir. Yani yalnızca iş sözleşmesi yapılmış olması yeterli değildir; fiili çalışma yoksa hizmet tespiti davası açılamaz.
Hizmet tespiti davasında davalı, sigortalıyı fiilen çalıştıran gerçek veya tüzel kişidir. Bu nedenle, davanın doğrudan sigortalıyı çalıştıran işverene yöneltilmesi zorunludur. Hizmet tespiti davalarında işverene husumet yöneltilmesi şarttır. Ancak sigortalılığın başlangıcının tespiti davalarında işverenin hasım olarak gösterilmesi zorunlu değildir.
SGK’nın durumu ise özel bir düzenlemeye tabidir. Hizmet tespiti davası açıldığında mahkeme, davayı SGK’ya re’sen ihbar eder. SGK, bu ihbar üzerine davaya fer’i müdahil olarak katılır. Bu ihbar için ayrıca talepte bulunmaya gerek yoktur.
Hizmet tespiti davalarında yetki ve görev kuralları da belirlenmiştir. Bu davalarda iş mahkemeleri kesin yetkilidir. Yetkisiz bir mahkemede hizmet tespiti davası açılması halinde, mahkeme yetkisizlik kararı vermek zorundadır. Yetkili mahkeme ise davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesi ya da işin yapıldığı yer mahkemesidir.
Hizmet Tespiti Davasına Hakim Olan İlkeler
Hizmet tespiti davalarında re’sen araştırma ilkesi geçerlidir. Hizmet tespiti davası, kamu düzenine ilişkin bir dava türü olduğundan, mahkeme çalışma olgusunun varlığını her türlü delille araştırabilir. Bu nedenle, hizmet tespiti yargılamalarında delil serbestisi vardır ve çalışma olgusu farklı kanıtlarla ispatlanabilir. Mahkeme, davacının çalışma iddiasının gerçeğe uygun olup olmadığını re’sen inceler.
Hizmet tespiti davasında çalışma olgusunun ispatı için şu hususlar dikkate alınmalıdır:
Hizmet tespiti davalarında ücret bordroları mutlaka dosyaya getirtilmelidir.
Çalışmaya ilişkin hizmet tespiti kapsamında müfettiş raporlarının olup olmadığı araştırılmalıdır.
Re’sen araştırma ilkesi gereğince, yalnızca taraf tanıklarıyla yetinilmemeli; mümkünse işyerine komşu işyerlerindeki kişilerin beyanları da alınarak çalışma olgusuna ilişkin kanaat oluşturulmalıdır.
Hizmet tespiti davası kapsamında çalışma olgusunun ispatında delil sınırlaması bulunmamaktadır.
Çalışma olgusunun ispatında işverenin kabul veya reddi tek başına belirleyici değildir.
Hizmet tespiti davası, işçilik alacakları ile birlikte açılamaz; ayrı olarak açılması gerekir.
Hizmet tespiti davalarında davadan feragat mümkün değildir.
Bu yönleriyle hizmet tespiti davası, hem kamu düzenine ilişkin olması hem de re’sen araştırma ilkesine tabi tutulması nedeniyle, işçi lehine geniş delil imkanları tanıyan özel bir dava türüdür.